TARİHTE BUGÜN:

 

Geçtiğimiz hafta, Aladağlar dağcılığının belki de son 30 yılının en önemli figürlerinden birisini ebediyete uğurladık.

Sevgili Salim Üçer aramızdan ayrıldı.

1993 senesinde, rahmetli dağcı dostumuz Kürşat Avcı’yı dağa götürdüğü ilk günden, hayata gözlerini yumduğu, 2022 senesinin ocak ayına kadar hep bizlerin, dağcıların dostu oldu Salim Üçer.

Aladağlara hep uzak yaşayan bir dağcı oldum. O güzel dağlar ile beni ayıran 800 km’lik devlet karayolu oldu hep arada. Lakin döndüm dolaştım ve kendimi hep Aladağlar’da buldum. Dağcılıkla uğraştığım yaşantımın son 23 senesinde bu benim kaderimdi diyebilirim.

Bu çerçeveden bakarsam, bu ülke topraklarında kendimi en mutlu hissettiğim yerlerden birisi, belki de birincisidir Aladağlar. Oralı olmasam, orada geçirdiğim zamanın toplamı aslında küçücük süreler etse dahi, gönlümdeki değeri, yeri bambaşka o dağların.

İşte benim için bu dağların ayrılmaz bir parçası olan Salim Üçer’in de gönlümdeki yeri buna benzer.

Salim Üçer ile olan tanışıklığım da bu dağlar ile olan tanışıklığım kadar neredeyse. 22 senedir şahsen tanıyorum kendisini. Bu süre zarfında gördüm ki, herkesin gönlünde farklı bir Salim Üçer var, kimileri benden çok daha eskiden tanır kendisini, kimisi çok daha yeni, bazısı Salim der, bazısı Salim Abi, bazısı ise Salim Amca…

Benim içinse Salim Ağadır Salim Üçer.

Ama benim için Salim Ağanın ağalığı, ne sahibi olduğu elma bahçeleriyle, ne mal mülkle, ne de aile geçmişi ile alakalı. Salim Ağayı, Salim Ağa yapan gönlünün genişliği, zenginliğidir benim nezdimde.

Genç bir üniversite öğrenci olarak başladığım dağcılık yaşantımın ilk 6-7 senesini görece kısıtlı imkanlar ile Aladağlar’da tırmanarak geçirdim. Uzun otobüs yolculukları, çok zor bulunan ve faaliyetten en az 2 hafta öncesinden arkadaşlardan ödünç alınmaya başlayan kişisel malzemeler, dağcılık kulübümüzden tedarik edilen teknik malzemeler rutinin bir parçasıydı.

Tüm bunlar içinde dağa yaklaşım için ayrılacak bütçe hiçbir zaman büyük olmadı, olamadı. Ama ben hiçbir zaman en ufak bir huzursuzluk duymadım, Salim Ağayı arayıp, “Salim Ağa biz dağa geliyoruz, bizi şuraya atar mısın?” diye sormaktan.

Traktörü ile bizi dağa bırakıp, alan, sonrasında da “Siz genç adamsınız, paraya ihtiyacınız olur” diyerek verebildiğimiz kısıtlı bütçeden fazlasını cebimize geri koymaya çabalayan birisi karışında, insan kendisini ne kadar huzursuz hissedebilir ki!

Kaç defa Salim Ağanın sofrasına oturduk, kaç defa eşi Nazmiye Yengenin yemeklerini yedik, kaç defa evinde uyuduk sayısını hatırlayamam, ya da kaç defa bizi üşenmeden olabilecek en zor ve yağışlı koşullarda gelip dağdan indirdi, evini açtı insan muhasebesini yapamaz ama bugün oturduğum yerden geriye dönüp baktığımda Salim Ağayı en fazla, her daim sahip olduğu alçak gönüllülüğü ve sizden ufacık bir şey isterken bile gizleyemediği mahcubiyeti ile hatırlayacağım.

Benden başka Salim Üçer Ağabeye, Ağa diyen dağcılar var mıydı çok da hatırlamıyorum ama kendisine benle paralel sevgi, saygı ve minnet besleyen nice dağcılar olduğunu biliyorum. 

Ve dağcılık yaşantısının kıyısından ya da köşesinden Salim Ağaya rastlamış, denk gelmiş birinin bile Salim Ağayı her daim iyi hatırlayacağına adım gibi eminim.

Bu yazıya 2004 senesinde Salim Ağa’nın evinde, tırmanış partnerim sevgili Mustafa Yeşildal’ın çektiği bir Dia Pozitif fotoğrafın taranmış halini eklemek istedim. O zamanlar henüz dijital fotoğraf çılgınlığı başlamamıştı ve makaradaki her kare çok değerliydi. Mustafa yorucu bir faaliyet sonrasında Salim Ağa’nın evinde dinlenip, çay içerken camın önünde çekmişti Salim Ağanın bu fotoğrafını.

“Salim Ağa ışık güzel şöyle camın önünde bir fotoğrafını çekeyim” demişti Mustafa ve Salim Ağanın bu karesi arşivimize eklenmişti.

 

Son olarak, eşi Nazmiye Yenge, çocukları Zeynep, Hacer ve Ulvi ile kardeşi Bilal başta olmak üzere tüm yakınlarına ve sevenlerine baş sağlığı dilerim.

Hoşça kal Salim Ağa, seni çok özleyeceğiz! 

*Fotoğraflar için arşivlerini açan Ulvi Üçer, Oytun Orgül, Tunç Fındık, Tamer Ergin ve Mustafa Erdem Yeşildal'a teşekkürler.